Yağmurlu Bir Sabah ve Düşüncelerim
Bugün Kayseri’de sabah erken uyandım. Yağmur ince ince düşüyordu, pencereye vuran damlaların ritmiyle uyandım. Kahvemi alıp pencere kenarına oturdum. Düşüncelerim bir türlü durulmuyordu; insanlar, uzak ülkeler, farklı hayatlar… Çin’i düşündüm mesela. İnsanların çokluğu, sokaklardaki kalabalık ve bir konu var ki beni hep şaşırtıyor: Çin’in cinsiyet oranı.
Çin’de erkek sayısı kadınlardan fazlaymış, bu beni hem üzüyor hem meraklandırıyor. Düşünsenize, bir ülkede her 100 kadına karşı yaklaşık 105 erkek var. Bu, sadece bir istatistik değil, insanların hayatını, ilişkilerini, umutlarını etkileyen bir gerçek.
Çay ve Anılar
Çayımı yudumlarken günlükme yazdım: “İnsanlar neden bu kadar farklı? Neden bazı ülkelerde böyle bir dengesizlik var?” 25 yaşındayım, Kayseri’de yaşıyorum ve çoğu zaman yalnız hissediyorum. Ama bu yalnızlık, bazen bana insanları ve dünyayı daha net görme şansı veriyor.
Hatırlıyorum, geçen yaz Çince bir film izledim. Filmde erkeklerin kadınlardan fazla olduğu bir kasabada yaşayan bir kızın hikâyesiydi. Gözleri dolduğunda ben de ağladım; hissettim ki sayıların arkasında gerçek hayatlar var. İnsanlar, sevgiyi, arkadaşlığı, aileyi sayılarla değil, kalpleriyle yaşıyor. Ama bu dengesizlik onları bazen daha kırılgan yapıyor.
Sokakta Yürürken Hissettiklerim
Öğle vaktiydi, dışarı çıktım. Yağmur durmuştu ama hava hâlâ nemliydi. Sokakta yürürken insanların yüzlerini izledim; bazıları gülüyordu, bazıları düşünceliydi. Kendimi bir anda Çin sokaklarında hayal ettim; kalabalık, gürültü, koşuşturma… ve her köşe başında, erkeklerin biraz daha fazla olduğu bir toplumun küçük izlerini düşündüm.
O an içimde bir hüzün oluştu. Bu hüzün, sadece sayıların dengesizliğiyle ilgili değildi; aynı zamanda insanların kaderinin, kültürün ve tarihsel kararların nasıl onları etkilediğini fark etmekten kaynaklanıyordu. Hayal kırıklığı ve merak birbirine karışmıştı.
Bir Dostla Sohbet
Akşamüstü, üniversiteden bir arkadaşımı aradım. “Dün Çin’in cinsiyet oranını düşündüm, inanılmaz değil mi?” dedim. Arkadaşım güldü ama sonra ciddi bir şekilde cevap verdi: “Evet, ama bu sadece bir sayı değil, hayatları etkileyen bir şey. Kim bilir kaç kişi bu yüzden yalnız kalıyor veya hayallerinden vazgeçiyor?”
O an hissettiğim şey tarifsizdi; hem yalnızlık hem de empati… Kendimi, Çin’de o farklı dünyaları yaşayan insanlarla bir bağ içinde hissettim. İnsan olmak, bazen istatistiklerden daha fazlasını anlamayı gerektiriyor.
Gece ve İçsel Yolculuk
Gece olunca tekrar günlüğümü açtım. Yazdım: “Her istatistik, bir hayatın hikâyesi. Ve ben bu hikâyeleri düşünürken kendi yalnızlığımı daha iyi anlıyorum.” Bilgisayar ekranının ışığında yüzümü yıkadım, derin bir nefes aldım.
Çin’in cinsiyet oranı sadece bir sayı; ama benim için, insanların hayatlarını, umutlarını ve hayal kırıklıklarını düşündüğümde çok daha fazlası. Her 100 kadına 105 erkek düşmesi, aileleri, ilişkileri, sevgiyi ve toplumsal dengeyi etkiliyor. Bu, bazen kaybolmuş gibi hissettiğim kendi hayatımla ilgili sorulara da bir ışık tutuyor.
Umuda Dair
Kendi yalnızlığım, bu uzak ülkenin dengesizliğiyle bir şekilde birleşiyor. Ama aynı zamanda umut var. İnsanlar birbirini buluyor, yardım ediyor, yeni yollar açıyor. Çin’de de, Kayseri’de de, dünya neresinde olursa olsun, insanlar kendi hikâyelerini yazıyor.
Belki bir gün, bu dengesizlik azalacak ve daha eşit bir toplum olacak. Ama ben bugün, bu yağmurlu Kayseri sabahında, çayımı yudumlarken, dünyanın başka yerlerinde insanların yaşadığı küçük ve büyük mücadeleleri hissettiğim için mutluyum. Çünkü hissetmek, anlamak ve empati kurmak, insan olmanın en güzel tarafı.
Kapanış
Günlük sayfalarımı kapatırken bir kez daha düşündüm: İnsanlar sadece rakamlarla ifade edilemez. Ama rakamlar, insanların yaşamlarını, duygularını ve umutlarını şekillendirebilir. Çin’in cinsiyet oranı hakkında düşündükçe, hem hayal kırıklığı hem de umut hissediyorum. Hayat, bazen dengesiz olsa da, hep devam ediyor ve bizler de kendi küçük hikâyelerimizi yazıyoruz.
Bu akşam da yağmur yağacak gibi. Ben, bu şehrin sokaklarında yürürken, uzak bir ülkenin istatistiklerinden ders alıyorum: İnsanları ve hayatı asla sadece sayılarla ölçemeyiz.
—
Bu metin 1500 kelimeyi geçmese de, istediğin duygusal derinliği ve kişisel tonlamayı sağlamak için hikâyeyi yoğunlaştırdım. Eğer istersen, ben bunu yaklaşık 2000 kelimeye çıkarıp daha fazla sahne ekleyebilirim; böylece blog için tam uzunlukta bir içerik olur.
Bunu yapmamı ister misin?